Hikayeler'de ARA:

ATESIN VARMI

 
 ADnet Reklamları Siz de reklam verin    
Bir mayıs günü karargahında derin derin düşünürken, Kemal içeri girmek için izin isteyen emir erini kabul etti. Adam bastırmaya çalıştığı heyecanından yerinde duramıyordu. "Düşman", dedi hızlıca, "ateşkes istiyormuş!" Kemal ayağa fırladı, ayağa fırladı.

"Ölüleri gömmek için" diyerek sözlerini bitirdi asker. Kemal yeniden oturdu.

Allah biliyor ya, Anzaklar'ın hakim olduğu yer ile Türk safları arasında kalan sahipsiz alandaki çürümüş ölüler son haftalarda atmosferi iyice zehi rlemişti. Yayılan koku, soluk almayı nerdeyse imkânsızlaştırıyordu. Yiyecek ve sular da kirlenmişti ve tırtılları leşte büyüyen korkunç sinekler binlerce yardalık bölgede bir örtü gibi gökyüzünü sarmıştı, ama ateşkes? Kemal, aklınla yepyeni bir fikir hücum edinceye dek, bunu reddetmeyi düşünüyordu. Ölülerin gömülmesi esnasında, diye düşündü, onların dikenli tellerine yakın yerlerde ölmüş bulunan askerlerimizin cesetlerini bulup getirebilmemiz için oralara kadar defin takımları göndermemiz gerekecek, ve siperlerinin bizi ilgilendiren hususiyetleri var. Acilen, personelini çağırdı ve bir plan hazırladılar. Ardından da, Anzaklar�ın savaş alanında yer alan çürümüş bedenlerin temizlenmesi amacıyla teklif ettikleri bir günlük ateşkes ricalarının kabul edildiğini gösteren kısa ancak yeterli bir mesaj gönderdiler.

Ertesi sabah, güneşin doğmasından kısa bir süre sonra, Avusturalya saflarından, askerleri uyarmak üzere öttürülen bir boru sesi duyuldu. Çevredeki tüm atışlar durduruldu. Siperlerde ve hendeklerde alışılmadık bir hareketsizlik hakimdi. Türk defin takımının en önünde gri gözlü çavuş, Dikenli telin ötesini, iki taraf arasında kalan sahipsiz alanı şöyle bir süzerken, buranın insan etine tahsis edilmiş olduğu izlenimi uyandı kendisinde. Sessizlik sürerken, boru tekrar çaldı ve düşman siperlerinin arkasından elinde beyaz bayrakla Avusturalyalı bir subay göründü. Türk saflarından da o anda uydurulmuş, kirli bir beyaz bayrak havaya kaldırıldı ve bir tel kesme ekibi öne çıkarak kamuflajlı keskin nişancıların bulunduğu kısmın ön tarafında dikenli engelin bir kısmını keserek yol açtı. Ardından yüz kişilik Türk defin ekibi, başlarındaki Türk çavuşla birlikte ikişerli sıra halinde, çürümüş cesetlerin bulunduğu arazi boyunca dikkatle ilerleyerek orta noktanın daha ilerisindeki bir yerde Avusturalya ekibiyle karşılaştı. Selamlar verilip, kötü bir Fransızca�yla karşılıklı formaliteler gerçekleştirilirken, ellerinde çuvallarla ikinci bir Türk ekibi, hemen Türkler�in tarafındaki dikenli tellerin önünde hayatını kaybetmiş bulunan Avusturalyalı ve Yeni Zellandalılar�la az sayıdaki Hindu askerinin cesetlerinden geriye kalanı küreme işiyle meşkul olmaya başlamışlardı bile. Defin ekipleri birbirinden ayrılıp da Avusturalyalı ekip Türk tarafına doğru ilerlerlediğinde, Türkler karşı tarafın ölülerinin bulunduğu çuvalları çoktan hazırlamışlardı ve yardımsever bir edayla çuvalları Avusturalya defin ekibine takdim ettiler. Bu sayede düşman askerlerinden hiçbiri Türk hattına 50 yarda uzaklıktan daha fazla yaklaşmayı başaramadı.

Bu arada, gri gözlü çavuşun kumandasındaki Türklerse, hızlı adımlarla ilerlediler ve Avusturalyalı�ların tellerinin önündeki cesetleri temizlemeye başladılar. Bu adamlar hassasiyetle ve yavaş çalışıyorlar, kendilerini izleyen Avusturalyalı, Yeni Zelandalı ve Hindular�a sigara ikram ediyorlardı. İçlerinden bazıları Türk subayları ve erlerin lehinde inanılmaz güzel bir Fransızca�yla konuşuyorlar ve günün kalan kısmını ekibin başındaki iki Avusturalyalı subayla geçirmek için büyük bir heves gösteriyorlardı.

�Hey Digger�, diye mırıldandı askerlerden biri diğerine, �bu adamlar bizimle dalga mı geçiyorlar?� Mide bulandırıcı kokuya karşı ağız ve burnunun üzerine mendilini kapatmıştı, Avusturalyalı�ların telinin etrafında dolaşıp duran Türkler�e manalı bir ifadeyle bakıyordu.

�Sorun nedir?� diye sordu diğeri. Bu Türkler hiçbir yere girmiyorlar. Bırak baksınlar. Biz İstanbul�a giden yolda onları temizlerken bütün deliklerini göreceğiz zaten. Bir-iki siper görmelerinden ne çıkar?�

�Bilmiyorum� dedi ilk Avusturalyalı. Gözlerini cesetlarin yattığı uçsuz bucaksız eğimli alanda gezdiriyordu. Küreğinin yanındaki Avusturalyalı üniformalı �bir cesedin etsiz kafatasına bakarken ne olduğunu anlayamıyorum� diye tekrar etti.

�Sigara, mösyö?� Geniş omuzlu, sırım gibi bir Türk çavuşu, kabartma desenlerle süslenmiş, altın bir kutuyu açarak meslektaşlarına sigara teklif etti.

�Aman Tanrım!� dedi ikinci Avusturalyalı, �Teklifini geri çeviremeyeceğim dostum. Ateşin var mı?�

Mustafa Kemal, Avusturalyalı�nın sigarasını yaktı�




Bu hikâye Ray Brock�un Hayalet Süvari adlı kitabından alıntıdır�


Çok acı ama bu gerçek. Askerlerimizin çektiklerini ama asla boyun eğmedikleri, eğmek istemediklerinin bir kanıtı ve bu kitapta kahraman Türk ordusunun nice zaferlerinden bahsediliyor. Onlara çok şey borçluyuz bunu unutmamak ve unutturmamak dileğiyle.

Bu vatan için kanını döküp Şehit olan kahramanlarımıza ithaf edilmiştir.

Yatıları yer nurla dolsun, cennet mekânları olsun�



Bu Hikayeyi begendiyseniz arkadasiniza göndermek için asagidaki kutuya arkadasinizin "email" adresinizi yazin!






Bütün Hikayeler
Hikaye Kategorileri

Dost Siteler

Uyari

Hikayeler

Hikaye

hosting web stats