|
|
Geceyle Gelen |
|---|
|
>>Bu sayfada Yaşanmış Hikayeler kategorisine ait sizin tarafinizdan gönderilen Geceyle Gelen hikayesini okuyabilirsiniz. |
| ||||||
| Bardaktan boşanırcasına yağan bir yağmur. Katran karası bir gece. Ana yol kenarında asırlardır kimi ve neyi beklediği bilinmeyen bir ağaç ve bir genç adam..
İşte gecenin yüzü.. İşte korkuların kol gezdiği , inlerin ve cinlerin ve karanlığın dansettiği bir yer.. Bu asırlık çınarın altında olmasına rağmen sırılsıklam..Koltuğunun altına sıkıştırdığı birkaç kitap iyice ıslak..Eski , püskü kasketinden süzülen yağmur damlaları , montunun yakası kalkık olmasına karşılık yine de boynunda n içeri süzülmekte.. Üşüyor.. Elleri ayakları buz gibi..Titriyor , öksürüyor..Üşümemek için olmalı , arasıra çınarın etrafında birkaç tur atıyor. Sonra yeniden duruyor , yeniden dönüyor , arasıra hopluyor , zıplıyor.. Bıyıksız , hafif sakallı yüzünde beliren yorgunluk ifadesinden , belki de kendinden bile saklamaya çalıştığı bir telaşı , heyecanı farkedebilmek mümkün.Uzun bir boyu , iri yarı denilebilecek bir cüssesi var. Eğer bu ıssız yerde tek başına kalabiliyorsa , ya bildiği bir şey var , ya da kaslarına güveniyor demektir.. Kaslar..Er meydanında geçerli tek güç. Nice yiğitler var ki dal gibi düşmüştür yere..Ölü bir yaprak gibi savrulmuştur toprak üstünde..Sinek sıklet bir vücut, tavşan gibi bir yürek , dürmüştür defterini nice koç yiğitlerin...Nice dağ gibi adamların , nice mangal gibi yüreklerin.. Gecenin ortasında yalım yalım parlayan halis çelikten yapılmış , çifte su verilmiş , bilmem nere yapısı bir bıçak ile.. Hedef bilmeyen serseri bir yağlı kurşun ile.. Zaloğlu Rüstem olsan ne yazar..Her şey pamuk ipliğine bağlı. Mertlik bozuldu be yiğidim..Kaba kuvvet geçmez bir akçe oldu be aslanım..Tekin değil buralar..İyisi mi sen düş yola , tut evinin yolunu..Karanlığın belasından sıyır yakanı.. Kurtul..Belanın nerden geleceğini kim bile ? Bırak korkak desinler be..Bırak cüssesinin adamı değil desinler.. Yok ..Gitmiyor.. Bu vakitlerde iyice ıssızlaşan ana yol kenarında ,bir saaten fazladır bekliyordu.El de kaldırsa , kol da kaldırsa ara sıra geçen araçların hiç biri durmuyordu..Öyle ya , böyle bir gecede , böyle bir yerde ki dağ başı da denilebilir , kim aracını durdurup yol kenarında bekleyen birini içeri alır? Hırsız mı ? kaatil mi ? terörist mi ? soyguncu mu ? cani mi ? Sen olsan alır mısın ? “ almam “ diye düşündü Durmuş Ali.. Şu halde beklemen faydasız. Boşuna ıslanıyor , boşuna sudan çıkmış kedi gibi titriyorsun..Ne zaman karanlığı yırtan bir çift far görsen , ellerin ayakların birbirine dolaşıyor.. Hem neden kalbin yerinden fırlayacakmış gibi küt küt atıyor ki ? Neden şu insanın iliklerine kadar işleyen buz gibi havada dilin damağın takır takır kuruyor ki ? Dudakların bile soğuktan mosmor olmuş.. Var sende bir şey.. Avuçlarını nefesiyle ısıtmaya çalışırken; “ Şimdi “ dedi. “ Şu ağaca bir yıldırım düşse biter benim işim. Sığınacak başka bir yer de yok. Amaan.Düşse ne yazar düşmese ne yazar.. “ Demek kaybedilecek bir şey yok.Demek yüreği yanacak kimse yok.. Sadece yaşlı bir kadın..Ağlarsa anam ağlar gerisi yalan ağlar..Yüreği orman yangınlarına dönmüş , her çileye göğüs germiş belki de bu yüzden bağrı simsiyah , kara bahtlı bir dul.. Durmuş Ali , yolun karşı tarafına baktı.İri kayalar , karanlıkta birer dev görüntüsü veriyorlardı.Adeta bir masaldan , bir korku filminden çıkmış gibiydiler.Eğer böyle yerlerde doğup büyümüş olmasa var ya, korkudan kalbinin durması içten bile değildi.. Elleri montunun ceplerinde tir tir titrerken , bir çift uzun menzilli far’ın karanlığı yırttığını gördü. Birden heyecanlandı.Koca çınarın altından çıkarak asfalt yolun kenarında beklemeye başladı.Uzun menzilli far , yaklaştığı bir sırada kolunu kaldırdı Durmuş ali.Araç yanından hızla geçti. Aracın arkasından acı bir gülümsemeyle bakarken söylendi kendi kendine ; “ Bu da durmadı.Olmayacak bu iş.Beceremeyeceğim.En iyisi zatürre olmadan çekip gitmek “ Hah ! şöyle..Akıllı olmak gerek..Olabilecek kötü şeylere davetiye çıkarmamak gerek.. Umut fakirin ekmeği..Ye Durmuş Ali ye.. O da ne ! Az önce hızla önünden geçip karanlığa karışan araç şimdi geri geri geliyordu.Baktı , baktı fakat gözlerine inanamadı..Sadece çenelerinin birbirine vurmasıyla çıkan ses daha da yoğunlaştı.Tedirgindi , şaşkındı. Dizlerindeki bağın çözüldüğünü sanıyordu.Ellerindeki titremeyi önlemek için nefesini kullandığı bir sırada , tam önünde durup , iç ışıklarını yakan arabayı farketti. - Atla ! bu havada beklenir mi ? - Hay Allah senden razı olsun abi.Nerde varsa donacaktım burada - İçeri gir. Şimdi ısınırsın Durmuş Ali , aracın içindeki sıcaklığı yüzünde hissetti.Öylesine rahatladı , öylesine gevşedi ki , iliklerine kadar ıslandığını ancak o zaman farkedebildi..” Çok ıslanmışsın “ dedi adam. “ bu havada ne işin var böyle bir yerde ? “ Vücudu ısınmasına rağmen elleri hala titriyordu.. “ Köyden geliyorum abi. Bir arkadaş ziyaretinden.Yağmur da ansızın bastırdı. “ dedi.. Abi dediği adam . ufak tefek sarışın mavi gözlü biri..Kendisinin yarısı kadar ya var ya yok..Ağız alışkanlığı olmalı. Adam , göz ucuyla aracına aldığı bu yol arkadaşını süzerken konuştu; “ Bu gibi yerler tekin değildir böyle zamanlarda.Keşke kalsaydın.Üstelik hava da berbat.. “ Diğeri diliyle dişinin arasında ; “ Ya ! yağmur hiç durmadı. “ dedi. Sürücü , Durmuş Ali’nin hemen aracın ön kısmına koyduğu kitapları farketti. “ Bu kitaplar ne ? öğrenci misin? “ .Diğeri titreyen sesiyle cevap verdi; “ Sınavlara çalışıyorum.Kazanamadım gitti.” Adam , radyonun sesini biraz kısarken ; “ üzülme “ dedi. “ bir gün kazanırsın. Hayat illa ki sonuna kadar okumak değil ya ! “ Durmuş Ali , sıcak bir yerde olmasına rağmen titremesine engel olamıyor , ara sıra kendisini kaçamak bakışlarla süzen adamla göz göze gelmemek için çaba harcıyor ve titreyen dudaklarını ısıryordu.Onun bu hali adamın dikkatinden kaçmamıştı.. - Niye titriyorsun sen? - Hiç. Çok üşümüş olmalıyım - Arka koltukta battaniye var.İstersen onu kullanabilirsin. - İstemez.Sen önüne bak. Bu havada yollar epeyce kaygan olur. Haydaaa..Bu nasıl konuşma Ali..Ses tonun sanki çok sert gibi..Adam da şaşırdı onun bu garip tavrına..Bir anlam veremedi. Konuşma tarzının böyle olabileceğini düşündü. Sağ elini iç cebine attı Durmuş Ali.Bir an tereddüt etti. Eli bir süre iç cebinde kaldı.Diz kapakları birbirine vuruyordu.Ansızın iç cebinden çıkardığı sivri uçlu bir ekmek bıçağını , ani bir hareketle adamın boğazına dayadı. Buyrun cenaze namazına.. Sürücü , bıçağın soğuk ucundan irkildi.Şaşkınlığı yüzünden okunuyordu. - Sesini çıkarma .Sürmeye devam et.Sakın yanlış bir hareket yapayım deme. - Hey ! ne oluyor ? niye yapıyorsun bunu ? - Sana çok konuşma dedim.Önüne bak. - Tamam sakin ol. İstediğin para ise veririm.Ama şu bıçağı çek boğazımdan - Sana sür dedim. - Beni öldürecek misin? - Dediğimi yapmazsan gözümü bile kırpmam.Seni bana para ile vermediler ya.. Adam , korku ve şaşkınlıkla karışık arabayı dikkatli sürmeye çalışıyor, gözünü yoldan ayırmıyordu.Ancak o , bu durum içerisinde karanlık yolu ne kadar iyi görebilirdi ki..Yine de Durmuş Ali’nin hareketlerini göz ucuyla kontrol ediyordu.İlk şaşkınlığı geçtikten sonra sakin olması gerektiğini düşündü.Onun bıçak tutan elinin titrediği gözünden kaçmamış , heyecanını hissetmişti. - Çok adam öldürdün mü bu yolda ? - Çok..Sana hesap verecek değilim..Sen şu arabayı dikkatli sürmene bak.Dur dediğim zaman duracaksın tamam mı ? - Tamam.Bak yine söylüyorum Cüzdanımı istiyorsan al.Fakat bir şey yapma bana.Bu işin cezası çok ağır. Eninde sonunda yakalarlar seni. Şu genç yaşta hapislerde çürürsün.Yazık gençliğine. - Sen nesin ? hakim misin ? kaymakam mısın ? Ver şu cüzdanı.. - İstiyorsan cep telefonumu da al. Durmuş Ali , heyecanını ve ellerinin titremesini yenemedi.Sesi bazen kısık çıkyor , ara sıra yutkunuyordu.Adam onun bu durumuna bir anlam vermiş gibi konuştu ; - İlk işin mi bu ? - Sen ne diyorsun be ..Ben banka bile soydum.. Vay be ! meğer bu koca çınarın altında bekleyen genç neymiş..Hiç gerek yokmuş onun için tedirgin olmaya..Korkmadığı kadar varmış bu katran karası karanlıktan. - Ellerin titriyor.Betin benzin sapsarı oldu.Hem bıçağa ne gerek var ? İstersen beni lastik top gibi oynarsın.Senin yarın kadar bile değilim. Durmuş Ali renk vermemeye çalıştı.Bakışları , adamın hareketleri ile ön cam arasında adeta mekik dokuyordu.Sert bir ses tonuyla konuştu ; “ Benim betim benzim seni ilgilendirmez. Önüne bak ta adam gibi kullan şunu. Canımı sokakta bulmadım ben. “ Adam , bu söz üzerine çok daha farklı baktı yanında oturana. “ Olur . Kızma , sakin ol..Alacağını aldın. Nerde istiyorsan orda indireyim seni. Bırak beni de gideyim yoluma. Korkma ! kimseye bir şey söylemem. Söz veriyorum sana.. “ dedi. Bıçak tutan eli terliyordu Durmuş Ali’nin..El değiştirmeyi düşündü. Yapamadı. Adamdan yana dönmüş , Sol kolunu sürücü koltuğuna atmıştı.. - Haydi çek şu bıçağı..At şu camdan dışarı. Farketmedim zannetme.Sen de tedirginsin. - Beni aptal mı sandın sen? - Bak ! adın her neyse..Gaz pedalı ayağımın altında..Eğer gaz pedalına fazla basarsam , araba uçar ve bu kaygan yolda kayar..Benimle birlikte sende ölürsün..Nasıl olsa sağ bırakmayacaksın beni.Hiç değilse sen de benimle gelirsin öbür tarafa.. - Bana bak herif ! Sakın öyle bir şey yapmaya kalkma , anında şu bıçağı boğazına saplarım..Benim iki cinayetim beş tane de adam yaralamam var..Çok hapis yattım ben, çook.. Adam , “ Ya ! öyle mi ? “ dedi.” Al bakalım o halde.Bunu sen istedin. “ Gaz pedalına birden yüklendi adam.Bast..Bastı..Üçüncü vites , dördüncü vites ve beşinci vites..Altı da olsa , yedi de olsa bana mısın demeyecek adam.. Araba uçuyor.. Araba , kendisini bekleyen büyük bir tehlikeye doğru kanat açmış durumda.. Silecekler , yağmurla yarış halinde..Yağmur iyice azdırdı.. Şu anda karşı yönden bir araç geliyor olsa , bitti bu iş..Parçaları bile bulunmaz..Delilik bu. Çılgınlık..Ölüme davetiye çıkarmak..Ölüme susamak.. Resmen intihar..Fakat usta bir sürücüyü gibiydi bu ufak tefek , sarışın mavi gözlü adam..Doğrusu iyi araba kullanıyordu..Sanki çocukken ,babasının lacivert renkli arabasında öğrenmişti şoförlüğü.. - Sen ne yapıyorsun be.. Çabuk kes şu hızı..Sana kes dedim..Eğer yavaşlamazsan delerim boğazını..Delik deşik ederim seni..Kes dedim sana kes.. - Hadi sapla ..Delik deşik et..Öldür beni..Ne duruyorsun ? Durma hadi..Delikanlıysan yaparsın bunu..Adam soymak neymiş göstereceğim sana..Seni geri zekalı seni.. - Manyak mısın sen ? İkimizi de öldüreceksin..Eğer yavaşlamazsan dinime imanıma seni koyun keser gibi keserim..Sana yavaşla diyorum.. - Veriyor musun şu bıçağı bana ? ya da kaldır at camdan dışarı.. - Manyak mıyım ben be ? niye vereyim sana bıçağı ? “ Sen bilirsin “ dedi adam..Direksiyonu aniden önce sağa sonra sola çevirdi..Bu arada ayağı haifçe fren pedalına basıyordu..Sonra bir daha , bir daha..Durmuş Ali dengesini kaybetti , sağa sola tutunmaya çalıştı..Emniyet kemerini takmamıştı..Diğeri bu durumda rahattı.. - Abi sen ne yapıyorsun ya ? Durdur şu arabayı..Durdur ineceğim ben..Al şu cüzdanını.. - Bıçak.. Ver o bıçağı bana.. - Tamam al.. - Şimdi camı açıyorum.Dışarı atacaksın tamam mı ? Durmuş Ali , açılan camdan dışarı , karanlığa fırlattı bıçağı..Adam , aracı yavaşlattı..Seri bir hareketle uzandı ve torpido gözünden bir tabanca çıkarttı..” İstesem seni şu an iki kaşının arasından vururum “ dedi. Fakat bu iri cüsseli delikanlının sessizce ağladığının farkına varamadı.. Ezikti Durmuş Ali..Mahçuptu , perişandı , suçluydu..Bu çeyrek porsiyon adamın karşısında mat olmuştu.Kısık , yalvaran bir sesle konuştu ; - Abi kurban olayım jandarmaya verme beni..Bir halt işledim..Ben ettim sen etme.. - Önce düşünseydin.. - Kurban olayım abi..Bir babalık yap bana..El aleme rezil rüsvay etme beni..Anam duyarsa kahrında ölür..Utancından bakamaz el alemin yüzüne.. - İlk işin değil mi bu ? - He valla abi.. Adam baktı Durmuş Ali’ye ; “ Boyundan utan be.. Taşı sıksan suyunu çıkartırsın.Niye başkaları gibi çalışmıyorsun ?.Öğrenci olduğun da yalan senin. “ dedi. Diğeri bu söz üzerine ; - Abi ekmek çarpsın ki liseyi bitirdim ben..Kazanamadım yukarısını..İş bulamadım.. - Nerede oturuyorsun sen ? - Bu civarda..Biraz geçtik.. İyice hızı düşen araba , sürücünün ani manevrasıyla gerisin geriye dönerken her hangi bir tehlike oluşturmadı..Diğeri heyecan ya da telaşla sordu ; - Abi şurda dur..İndir beni..Götürme beni merkeze..Elini ayağını öpeyim..Yapma.. - Onu sonra düşünürüz..Şimdi evine götür beni..Korkma anana bir şey söylemem..Ama eğer bir yanlış hareket yaparsan , seni vururum bilmiş ol.. “ Olur “ dedi Durmuş Ali..Patika bir yoldan geçip kısa bir süre sonra küçük bir yerleşim birimine geldiler.. Uzak aralıklarla kondurulmuş olan evler sanki derin bir uykuda.. Köpek sesleri..Çakal sesleri.. Yağmur..Yağmur..Yine yağmur..Her taraf balçık içinde.. Tek katlı , derme çatma bir ev..Sıvasız , boyasız , tam bir fakirhane.. Araç , evin önünde durduğunda , Durmuş Ali hala tedirgindi..Korkuyor , telaşlanıyordu.. - Abi gurban olayım anama bir şey söyleme.. - Kapıyı aç ve bana diplomanı göster.. Anahtarın çıkardığı sesten ya da kapı gıcırtısından herhangi biri uyanmadı ya da çıkmadı kapı önüne..Ana , ya yoktu , ya da uykusu derindi.. Küçük bir oda..Belki de evin en büyük odası..Kırık dökük sandalyeler , Eski bir sedir ve eski bir halı..Modası geçmiş bir vitrin..Vitrinde soluk yüzlü bir kitaplar..Hazreti Ali’nin Cenkleri.. Duvarda , Dünyanın bütünü yükünü sırtlamış gibi duran eski siyah - beyaz bir yaşlı adam fotoğrafı..Çerçeveletilmiş , camlatılmış.. Bakışları nasıl da yorgun öyle..Dünyaya nasıl da alaycı bakıyor öyle.. Bir varmış , bir yokmuş.. “ Getir diplomanı..Bakalım doğru mu söylüyorsun ? “ dedi adam.. Elinde tuttuğu silah şimdi belinde duruyordu..Rahattı , kendinden emindi..Az sonra Durmuş Ali ‘nin eski bir tahta sandıktan çıkarıp verdiği , yıpranmış , kirlenmiş diplomaya bakarken konuştu ; - Askerlik ? - Altı ay oldu geleli. - Evli misin ? - Bana kim kız verir ki ? Tarla yok , bağ yok , bahçe yok..Bir anam bir ben.. - İki gün sonra kaymakamlığa gel..Bir çaresini buluruz belki.. - Allah senden razı olsun abi..Ama bu yeni kaymakam Ömer Alperen Dayı bey beni bilmez , ben onu..Adamın işi gücü yok mu ki benimle ilgilensin..Koskoca kaymakam.. Adam bir süre süzdü Durmuş Ali ‘yi..Diğeri bu bakışların altında ezildi..Ezildi.. - Çalışmak istiyor musun sen ? - Kim istemez ki ? Anamın bir ineği var.Ara sıra süt satar.Eğer anam olmasın çekip gideceğim buralardan.. - İki gün sonra kaymakamlıkta bekliyorum seni.. - Sen orda mı çalışıyorsun abi ? - Adın neydi senin ? - Durmuş Ali - Durmuş Ali ! - Buyur - Kaymakam , Ömer Alperen Dayı benim.. Uzak tarlaların birinde , kötü bir tohum ansızın çatladı ve toprağa usulca selam verdi.. |
|
Bu Hikayeyi begendiyseniz arkadasiniza göndermek için asagidaki kutuya arkadasinizin "email" adresinizi yazin!
Bütün Hikayeler

