Ilk Damla

Bu hikaye 1 Kasım 2007 tarihinde Yaşanmış Hikayeler kategorisine gönderilmiştir.
Yorum Yok

soguktu… subat zemheriye oykunuyordu. gunes gokyuzunde bir lamba gibi asili duruyor;yeryuzunu isitmaya gucu yetmiyordu…yasli kadin omzuna attigi yun salini gogsune dogru cekistirip bastiriyor ve az sonra yola cikacak olan ogluna yasli gozlerle bakiyordu.ne kadar cok yasamislardi son yillarda bu sahneyi…ogullarini universiteye gonderdiginden beri artik kaniksamisti bu tur sahneleri ve her ayrilik gununde diline doladigi cumleyi tekrar edip duruyordu yine :

-gelmesi hos, gitmesi mayhos!

-“yeter artik ana! donulmez yollara gondermiyorsun yilmaz’i…”diyen sesle irkildi. bugulu

gozler ve titreyen dudaklari ile:

-bir gun ana-baba oldugunuzda anlarsiniz beni” diyebildi yalnizca. sessiz sessiz aglamaya basladi.

yilmaz gideli henuz uc-dort saat olmustu. yasli kadin gogsune dogru cekistirip bastirdigi yun sali omuzlarinda, elektrik sobasinin basina cokmus dusunuyordu.

-“sag salim varsaydi hayirlisiyla” dedi urkek bir sesle.

-“ana kurbanin olayim yeter artik! hastaneden yeni ciktin,bizi dusunmeyi birak,yilmaz basinin caresine bakabilecek yasta” dedi firat.

icindeki duygulari bastirmaya calisarak sustu ,yasli kadin. icinde firtinalar kopuyordu.son aylarda kalbi iyice yorulmustu.gogsune bicak gibi saplanan bir agri surekli pesindeydi.bir eli artik gogsune yapismisti sanki.ama su an yilmaz’indan ayrilmanin verdigi aci ona kalp agrisini unutturuyordu.goz ucu ile firat’a bakti.firat televizyona dalmisti.

-“cay icer misin?” dedi ogluna.

-“icmeyecegim ana, sag ol, yatacagim ben” dedi firat.

bir oglu yolda birisi yanibasindaydi ve gogsundeki aciyla yaman bir mucadeleye girmisti. bir an gerilere gitti dusunceleri… on sekiz koca yil gecmisti esini topraga vereli… on sekiz koca yilda uc ogul buyutmustu… acilarini hep gizlemis,sevgide bir deniz gibi cocuklarinin onune serilmisti.uzerine binen agirligi on sekiz yil tasimis,gik bile dememisti.esinden geriye kalan uc cocugu kutsal bir emanet gibi koruyup kollamisti.onlara babasizligi hissettirmemek,eksik yasatmamak icin hem ana hem baba olmustu… buyuk oglunu evlendirmis ; diger ogullarini universite son sinifa kadar getirmisti.ama artik yorulmustu… bunu dillendirmek istemiyor , direnmeye calisiyor ama gogsundeki o kahrolasi agriya soz geciremiyordu… cocuklarini dusunuyor , onlar icin uzuluyordu.ozellikle firat ona cok bagliydi…

-“bana bir sey olursa” diyordu “oldugume yanmam da firat’ima yanarim.”

firat diger cocuklarina gore farkliydi… hastaliklarla bogusuyordu. korunmaya muhtac bir yapisi vardi. ozellikle kendisine olan duskunlugu urkutuyordu onu…

-“bu cocuk bensiz ne yapacak allah’im?” diye sorup duruyordu kendi kendine.

firat’i kaldirip yatagina gonderdi. yatsi namazini kilmak uzere abdest alacakti ki gogsune saplanan agriyla durakladi. cebinde tasidigi dil alti hapindan aldi , yavas hareketlerle yatagina kadar gitti.agri gogsune saplanmis duruyordu. gogsunu sikiyor :

-“bu agri oldurecek beni allah’im” diyordu.

ne kadar zaman gectigini bilmiyordu. agri hafiflemisti. kalkip abdest almali ve namazini kilmaliydi. bu yasina kadar hicbir vakit namazini kacirmamisti.inleyerek dogrulurken firat’la goz goze geldi.

-“kotu musun ana! doktora gotureyim mi seni?”

-“yok kuzum” dedi , “genclik bir sahindir tutulmaz, yaslilik mundar ettir satilmaz derdi babam , yaslandik anlayacagin…”

firat’in gozlerindeki korkuyu gorebiliyordu. olmek onu korkutmuyordu.onu korkutan firat’in yalniz basina ne yapacagiydi.firat’i yatistirmak istedi.oyle ya,firat fark etmemeliydi… kacinilmaz sona dogru gidiyordu ve firat bunu bilmemeliydi…

-“yilmaz varmis midir?” dedi.

-“varmistir ana birak artik ne olursun haydi yat” dedi firat.

-“namazimi kilamadim,kilip yatacagim sen merak etme.”

guc bela abdest aldiktan sonra seccadenin ustunde inanmis insanlarin mutevekkil gururu ile durdu. son gunlerde namaz kilarken zorlaniyor ve oturdugu yerde kiliyordu. namazini bitirip selam verdiginde firat’in yanibasinda bekledigini gordu. firat dizlerine basini koydu. her zamanki gibi saclarini oksadi firat’in. bir yandan da fisildarcasina dua okuyordu.

cocuklugundan bu yana firat’in tutkusuydu annesinin dizleri.bu dizler onun icin bir siginakti…ruzgarin etkisiyle kudurmus dalgalardan korundugu bir dalgakirandi…

on sekiz yil once baslamisti bu tutku…

bir kasim sabahiydi…gunes ilkbahara nazire yaparcasina saliniyordu gokyuzunde…uzun suredir hastanede yatan babasi eve gelecekti o gun…sozcuklere yeni yeni anlam vermeye baslayan firat iste o gun yasamin gercek yuzu ile tanisacaginin farkinda bile degildi. kosuyor,

oynuyor , annesinin eteklerine yapisiyor ve durmadan usanmadan babasi geldiginde neler yapacagini anlatiyordu.babasina olan ozlemini anlattikca yukselen ic cekmelere ve dolan gozlere bir anlam veremiyor ; ama yine de anlatmaya devam ediyordu.ilk is babasinin boynuna atilacakti ve basini gomecekti babasinin gogsune….kim bilir belki babasi onu ayaklarinda da sallardi….belki de ayaklarindan baslayarak orumcek yuruyusu ile parmaklarini oynatir ve “geldi!…geldi!…geldi!” diyerek gidiklardi kendisini…neden sonra annesinin salonda bulunan somyayi bir yatak gibi hazirladigini fark etti.temiz carsaflar seriyor , yastiklar koyuyordu.bunlari yaparken artik sessiz sesiz degil hickira hickira agliyordu.

-“babam geliyor,neden agliyorsun ki?” dedi firat.

-“sevincten kuzum , sevincten!…” diyebildi annesi yalnizca.

evlerinin onune yanasan beyaz renkli,uzerinde ay dede bulunan arabayi gorunce kostu.firat’in yuregi gup gup atiyordu.iste nihayet babasi gelmisti.kapilar acilinca dayisinin kucaginda gordu babasini.cok bitkin bir hali vardi.gunlerdir calismis ve uykusuz kalmis gibiydi.uzerinde mavi cizgili bir pijama vardi.firat’i fark etmedi bile…babasini uc dort kisi tasiyarak az once annesinin hazirladigi yataga goturduler.

annesi firat’i elinden tutup babasinin bas ucuna goturdu:

-“bak,firat burada” dedi babasina.

babasi gucunu toplamaya calisarak bakti firat’a ve sag elini havaya kaldirarak parmaklari bitisik avuc ici yan cevrilmis bicimde birkac kez havada salladi.basini tekrar cevirdi.bu firat’in babasi ile son gorusmesi olmustu… babasinin boynuna atilamamis,basini babasinin gogsune gomememis ve babasinin “geldi!…geldi!…geldi!” diyen sesini bir daha hic duyamamisti.

on sekiz yil once yasadigi bu kayip , onu annesine daha bir bagli yapmisti. bagliligin otesinde duskundu annesine… annesini kaybetme korkusu yillar yili pesini birakmamisti. evden ayrilmak istemiyor , okula gitmek bile ona annesinden ayrilmanin diger adi gibi geliyordu.hatta universiteyi kazandigina bile sevinememisti… hele annesinin kendisini ogrenci yurduna yerlestirip dondugu gunu aklindan hic cikaramiyordu. annesini tasiyan otobus hareket ettiginde kendisini cirilciplak hissetmisti. savunmasizdi ve sehir kukreyerek ustune geliyordu… gunlerce yurdun bahcesinde kimselere gorunmeden aglamisti.

firat icin bu dizler her seydi… hele sacinda dolasan eller… damarlarinda dolasan kan gibiydi burasi… annesini kaybetme korkusunu yendigi tek yerdi…

-“haydi, yatalim artik ben yoruldum” diyen annesinin sesiyle irkildi.

kalktilar ve ikisi de dusunduklerinin ayni seyler oldugunu bilmeden yataklarina uzandilar. kacinilmaz son kapidaydi…ikisi de bunu hissediyor ama birbirlerine belli etmemek icin susuyorlardi…

ertesi gun sabah namazindan sonra uyuyamadi ,yasli kadin.yun sali omuzlarini ortuyor ve sik sik elini gogsune bastiriyordu. gucu yettigince ev isleri yapti. kahvalti sofrasini hazirladi ama firat’i uyandirmaya kiyamadi… tek basina kahvalti yapti. sobanin basinda oturdu ve isinmaya calisti. ne kadar oturdugunu bilmiyordu.kapi calindi.gelen halime hanim’di… mahalleye ayni zamanlarda tasinmislardi ve birbirlerini temel komsusu olarak niteliyorlardi.bir bucuk yil once bir trafik kazasinda oglunu yitirmisti halime hanim. bunaldigi zamanlarda solugu komsusunun yaninda aliyor ve onun yumusak , insanin icini isitan sozleri ile icindeki isyani bastirmaya calisiyordu…

-“bu gece halil’i gordum ruyamda” dedi “anne! anne! diye sesleniyordu.”

-“dua istiyordur” dedi yasli kadin “firat bana kuran kasetleri almisti,hic dinleyemedim, haydi gel dinleyelim ve halil’in ruhuna gonderelim.”

kaseti buyuk bir ozenle acti ve besmele cekerek yerlestirdi. dinlemeye basladilar. bir yandan da ellerindeki kuran’dan okuyani takip ediyorlardi. gogsundeki agri durmuyor,aksine siddetleniyordu. pes pese dil alti haplarindan aldi;ama agri duracak gibi degildi,yarim biraktilar…

-“firat’i uyandirayim da beni doktora gotursun , bu agri duracak gibi degil.” dedi.

firat her sabah caydanligin tuten buhari ve annesinin seccadenin uzerinde durusu ve fisildarcasina dua okuyusu ile uyanmaya alismisti. o gun yalnizca:

-“kinali kuzum, firat’im,haydi kalk!” diyen annesinin aci cektigi belli olan sesiyle uyandi.annesi odanin girisinde yun sali omuzlarinda duruyor ve ogluna bakiyordu.

-“haydi kalk,beni doktora gotur” dedi “cok agrim var.”

firat deli gibi yataktan firladi.hemen uzerine giyecek bir seyler ayarladi. korkuyordu… yuregi agzina gelmisti…

-“hayir allah’im,hayir!” diyordu kendi kendine…

yasli kadin oglunun halini gorunce agrilarina ragmen dik durmaya calisti :

-“telaslanma,bir sey yok.” dedi “simdi doktor ilac verir,bir seyim kalmaz.haydi sen once kahvaltini yap.”

-“kahvaltinin sirasi mi ana?hem neden agrilarin vardi da beni kaldirmadin bu saate kadar?ne zaman kendini dusuneceksin ana,ne zaman?” diye cikisti firat.

korkuyorlardi ama korkularini birbirlerinden gizlemek,birbirlerine destek vermek istiyorlardi. bakislarini bile birbirlerinden kacirdiklari su saatlerde firat kaybetme korkusunu iliklerine kadar hissediyor;yasli kadin ise firat’in bundan sonra ne yapacagini dusunmekten kendini alamiyordu.

firat taksi cagirmak uzere sokaga cikti. kosar adim yuruyor,bir an once annesini hastaneye goturecek bir taksi bulmaya calisiyordu. kafasinda bin bir dusunce vardi. “ya ona bir sey olursa?” sorusu kafasini kemiriyor ; serseri adimlarla yururken kafasindan bu dusunceleri kovmaya calisiyordu. hayir,o guclu bir kadindi… ona bir sey olmazdi… hele firat’ini yapayalniz,carnacar birakip donulmez yollara gitmezdi… bos yere telaslaniyordu… simdi doktora gideceklerdi ve her sey bitecekti…

yasli kadin , evin odalarini tek tek dolasiyordu… yuregindeki agriya bir veda havasi eklenmisti. on yil esiyle, on sekiz yil esinden ayri cocuklari ile omrunun yirmi sekiz yilini gecirdigi bu evin her yerinde anilari vardi. oylesine anilardi ki bunlar,baktikca icinde bir seyler kopuyor,kabaran yuregi gozlerinden tasmak icin bir dokunma bekliyordu… uzun kis gecelerinde ogullarinin kahkahalari ile dolan bu evden simdi sonsuza kadar ayrilacagini

hissediyordu. esinden emanet kalan ogullarini en iyi bicimde yetistirmeye calismis,birini meslek sahibi yapip evlendirmis,digerlerini universite son sinifa kadar getirmisti.aslinda tum acilar bitmek uzereydi ama dayanacak gucu kalmamisti… olumun soguk nefesiyle yasamaya alismisti. aylardir gogsundeki agriyla bas etmeye calisiyordu. iki kez kriz gecirmis ama direnmisti. su an ise tum bedeniyle olume guluyordu… gorevini yapmisti. esinin emanetlerine sahip cikmis ve esinin anisina ihanet etmemisti. kacinilmaz sona dogru yurudugu su anda aklinda ve kalbinde yalniz firat vardi…

firat ne yapacakti?… onsuz yasamayi becerememisti… ya bundan sonrasi nasil olacakti. hasta bedeni,icli yapisi bu ayriligin ustesinden gelebilecek miydi?ya basaramazsa ya bu ayrilik firat’ta onulmaz yaralar acarsa?dusuncelerin sonu gelmiyordu… firat’i universiteye yolladigi gunleri dusundu. nasil da sudan cikmis baliga donmustu firat?nasil da anne ozlemiyle yanip tutusmus ve cebindeki paranin hepsini telefon gorusmelerine harcamisti? basini havaya kaldirdi,gozlerini gokyuzune dikti ve ellerini acip:

-“emaneti sana allah’im,emaneti sana..” diyebildi yalnizca…

-“firat taksiyi getirdi.” diyen halime hanim’in sesiyle irkildi.artik veda zamaniydi.tum odalari yine dolasti.anilari ve esyalari ile helallesiyordu sanki…

merdivenlerden asagiya inerken firat’in omzuna tutundu ve son bir kez donup kapiya bakti:

-“bir daha donus yok artik bu eve,allahaismarladik” dedi usulca…

-“yapma ana,uzme beni…konusma boyle,biraz sonra hicbir seyin kalmayacak,goreceksin.” dedi firat…

hic ses cikarmadi,yurudu, firat’in actigi kapidan taksiye bindi. taksinin camindan son kez evine bakti… goz yaslarini saklamiyordu artik.sanki evi bir beton yigini degil de canliymiscasina el salladi evine…

on bes gun once taburcu edildigi hastaneye simdi acil servisten giris yapiyordu. hemen gozlem odasina aldilar.

-“ne sikayetin var,teyze?” dedi genc doktor.

-“kalbim kizim” dedi “kalbimde bir agri var,sanki tonlarca agirlik var gogsumde,nefes aldirmiyor,yurutmuyor,konusturmuyor…”

-“muayene edelim, bakalim teyze.” dedi genc doktor ve steteskobu yasli kadinin sol memesinin altina yerlestirdi. ve dinlemeye basladi.sonra sirtini dinledi ve hemsireye donerek:

“ekg alalim hemen.” dedi.

doktor heyecanlanmisti.telasi gozlerinden okunabiliyordu.firat dikkatle doktoru izliyordu.doktorun kalem tutan elleri hasta kartini doldururken firat o ellerde bir yasam isigi ariyordu.her seyi bu ellere bagliydi.bu eller ona yasam vermeliydi… ona annesini vermeli ve nehirlerin kurumasini engellemeliydi…

-“beyefendi hastanin neyi oluyorsunuz?” diyen doktorun ofke ile karisik acima duygusu tasiyan sesiyle kendine geldi firat…

-“ogluyum.” diyebildi urkek bir sesle…

-“kac yasinda?”

-“altmis uc”

-“daha once kalp sorunu var miydi?

-“evet,on bes gun once hastanenizden taburcu edildi.”

-“sikayetleri hic azalmadi mi?”

-“hastaneden ciktigi gunlerde gayet iyiydi.ama son bir haftadir,hic tadi yok.eli surekli gogsunde…namazini bile ayakta kilamiyor…”

-“anladim.” dedi doktor,bir yandan da firat’in soylediklerini not aliyordu.”peki doktoru ile yeniden gorusmediniz mi?kontrole gelmediniz mi?”

-“gorustuk ama doktoru seker hastaligina bagli olarak kalbin zarar gordugunu ve duygusal yapisindan dolayi sekerinin kontrol altina alinamadigini soyledi.”

hemsire ekg’yi doktora uzattiginda doktorun gozleri fal tasi gibi acildi.

-“aman allah’im,bu ekg corba olmus hemen kardiyolojiye haber verelim.” dedi.

kardiyoloji uzmani geldi,ekg’yi inceledi,yasli kadini muayene etti ve:

-“yogun bakim unitesine almak zorundayiz,hemen yatisini yapalim.”dedi .

firat titriyordu, annesine belli etmemeye calisiyor,islemleri yaparken annesinin avuclarindan kayip gittigini hissedebiliyordu;ama bir sey yapamamanin kahrolasi acisini duymaktan baska bir sey yapamiyordu.

biraz sonra yogun bakim unitesinde paravanla cevrilmis bir yataga alinmisti yasli kadin. serum baglanmis,birbirine ardina igneler yapiliyordu. firat annesinin yanibasina oturmustu.

-“ellerim” dedi yasli kadin “ellerim uyusuyor,damarlarimdan kan cekiliyor sanki.biraz ovala,yavrum”

firat annesinin ellerini avuclari arasina aldi. elleri ile annesine can vermeye calisiyor ,annesinin ellerini ovuyor,oksuyor,opuyor ve yuzune suruyordu… yasli kadin gogsunu sikti:

-“bu can suradan ciksa da kurtulsam” dedi.

-“yapma ana” dedi firat.”benim icin yasa,yilmaz icin yasa,bizi boyle birakma…senden baska kimimiz var? ne olur dayan,bizim icin dayan” diyebildi. aglamak istiyor ama aglayamiyordu.

yasli kadin ellerine siki sikiya asilan ogluna bakti. artik her sey icin cok gecti. on sekiz yil once esine firat’i gosterdiginde esinin yaptigi o el hareketi geldi aklina…on sekiz yil sonra yine firat vardi… bu kez kendisiyle son gorusmesini yapiyordu firat ama bundan habersizdi. oysa kendisi de istemez miydi yavrusunun yaninda olmayi… ama artik cok gecti… dayanacak gucu kalmamisti:

-“kinali kuzum,metanetli ol,artik tek basinasin ve yasamak zorundasin” dedi.

-“hayir” dedi firat ,kendini birakmak sarsila yikila aglamak istiyordu.”sensiz yasamayi neyleyim… yilmaz icin ana,benim icin ne olur pes etme…dayan ana yalvaririm dayan” yasli kadinin ellerini yuzunde dolastiriyor,opuyor,oksuyor,kokluyordu.

-“uzulmeyi birak artik,sag gozun sol goze hayri yoktur unutma… yalnizsin ve ayakta durmak zorundasin. gozumu arkada birakma benim” dedi yasli kadin. sesi bu huzunlu havayi bitirmek ister gibiydi.

-“hadi git,doktoru cagir bana…bu agrinin dinecegi yok” dedi.

firat son bir kez annesinin ellerini optu.ayaga kalkti.paravani acmak uzere elini atmisti ki derin bir hirilti duyuldu.gok gurlemesini andirmisti.donup bakti ve oldugu yerde mihlandi.annesi basini geriye atmis ve gozunu tavana dikmisti.

-“aman allah’im!” dedi ciglikla. “anam,anam oluyor!yetisin!” diye bagirdi.

hemsireler kosarak geldiler,firat’i disariya cikardilar. az sonra doktorlar da geldi. odada hareketlilik vardi. firat disarida hicbir sey goremiyor,oldugu yerde donup duruyordu.ara sira hemsireler cikiyor,hizli adimlarla bir seyler aliyor ve odaya tekrar donuyorlardi. firat her cikan hemsirenin gozunde bir umut isigi ariyordu…

-“allah’im!” dedi. “bana bunu yapma allah’im!anami benden alma…benden al ona ver…”

artik ayni cumleyi tekrar ediyor ve ayni sozcukleri bir tespih gibi cekiyordu:

-“benden al ona ver allah’im! benden al ona ver.”

ne kadar zaman gectigini bilmiyordu. pes pese sigara yakiyor,sigarayi elinden dusurmuyordu. caresizce bekliyor ve durmadan yalvariyordu. ve nihayet kapi acildi. doktorlardan biri disari cikti. firat kosarak doktorun yanina gitti:

-“tibben her seyi yaptik… su an dua etmekten baska yapilabilecek bir sey yok” dedi doktor “bekleyecegiz.”

-“nasil yani?” dedi firat “ bir doktor nasil bunlari soyler? niye doktorsun sen? kurtar anami… git iceriye ve kurtar anami…”

kizgindi… caresizdi… doktorun yakasina yapismisti. doktor sakince firat’in ellerini tuttu:

-“sakin ol” dedi “evet ben doktorum ama allah degilim. biz elimizden geleni yaptik.”

firat doktoru birakti,dizlerinin ustune coktu… icinden bir seyler kopuyordu…icindeki irmaklar kuruyor,taze dallar kiriliyordu… onu yasama baglayan tek varlik ondan sonsuza dek ayriliyordu. caresizce beklemekten baska bir sey kalmamisti geriye… bir mucize bekliyordu.biraz sonra doktorlar cikacak:

-“gozunuz aydin,annenizi kurtardik!” diyeceklerdi.bu sozleri duyabilmek icin su an tum varligini kayitsiz sartsiz feda edebilirdi.

-“benden al ona ver allah’im!benden al ona ver.” diyordu durmaksizin.

kapi acildi. once hemsireler cikti disariya. gozlerini firat’tan kaciriyorlardi…

sonra doktorlar gorundu… firat doktorlarin gozune yalvarircasina bakiyordu. iyi bir haber icin her seyini verebilirdi… annesinin kuzum diyen sesini bir daha duymak icin neler yapmazdi ki…

-“tibben her seyi yaptik ama yasama donduremedik. basiniz sagolsun!” dedi doktorlardan birisi. uzgun ve caresiz insanlarin sesi vardi doktorda… basini egdi,firat’in omzuna birkac kez vurdu ve donup gitti…

firat bir kabusun icinde oldugunu dusunuyordu… oldugu yere cakilip kalmisti. adim atmak istiyor ama ayaklari beynini dinlemiyordu. hayir , bu olamazdi!… bu yalnizca kotu bir ruyaydi… simdi annesinin fisildarcasina dua edisini duyacak,annesi seccadenin ustunde gulumsuyor olacak ve firat caydanligin tuten buhari ile huzur bulacakti… baskasi asla dusunulemezdi ki… nasil olurdu da annesinin oldugu soylenebilirdi… hayir!… hayir!… bu bir karabasandi ve artik uyanmaliydi… avuclarina gomulen tirnaklarinin yarattigi aciyi duyumsadi ve gozunu actiginda odanin kapisindan cikan sedyeyi gordu… beyaz carsaf bir bedeni butunuyle ortmustu… yasam tum gercekligiyle on sekiz yil sonra ikinci kez karsisindaydi… iste simdi bardaktan bosanircasina hickira hickira aglamak istiyordu.

-“ana!” diyebildi “bana buna nasil yaptin?ya ben simdi nerelere gideyim?”

beyaz carsafi kaldirdi… annesi uyur gibiydi… yuzune bir gulumseme yayilmisti… gorevini yerine getirmis insanlarin ic huzuru yuzune yansimisti… firat icinde biriktirdigi huznu bir sele donusturmek istiyordu…

-“metanetli ol,artik tek basinasin” diyen annesinin yumusacik sesini duydu ve sikti kendini …firat’i sedyeden uzaklastirdilar ve annesini alip goturduler. bir sure oldugu yerde bos bos bakindi… duvara bir iki yumruk salladi… saati parcalandi ve yere dustu… ellerini cebine soktu ve yavas yavas merdivenlerden indi… ya simdi ne yapacakti?… yilmaz’a ne diyecekti? annesinin olmadigi bir eve nasil gidecekti?… kafasinda sorular dolaniyor ama firat adindan gayrisini bilmiyordu… kendini ayaklarina birakti… artik gidecegi yeri olmayan bir serseri mayindi ve ayaklarinin pesi sira yuruyordu…

yuregi bir mengeneye alinmis gibiydi… nefes alamiyor,bogulacak gibi oluyordu… kendini hastanenin disina atti. az once annesi ile girdigi bu hastane,simdi ona bir beton yigini gibi gorunuyordu. o beton yigininda yasayan tum yanlarini birakmisti.avazi ciktigi kadar bagirmak istiyordu…

-“aman allah’im!” dedi “olacak sey mi bu?”

ceketinin dugmelerini ilikledi,ellerini ceplerine soktu ve yurumeye basladi. kalabaliklarin icerisinde yapayalnizdi. kent ustune ustune geliyordu. ne kadar da caresizdi… onu sira uzanan yolda insanlar telas icerisinde bir o yana bir bu yana gidiyorlardi… arabalar gelip geciyor,korna sesleri beyninde yankilaniyordu. kendini yola atmak hizla gelen bir arabanin altinda paramparca olmak istiyordu… bu yalnizligin baska caresi var miydi?beyninde olum dolaniyordu… birden annesinin gulen gozleri dikildi onune ve yumusacik bir sesle:

-“gozumu arkada koyma benim” dedi.

oldugu yere mihlandi…eve gitmeliydi…annesinin kokusu onu bekliyordu… yuruyor,yururken yasam ile olum arasinda gidip geliyordu…basini kaldirdi. evleri karsisinda duruyordu… annesinin yol gozledigi pencere boynunu bukmustu… utaniyordu firat…

evden annesi ile cikmis ama tek basina gelmisti… simdi evdeki tum esyalar ondan hesap sormaz miydi?… ne diyecekti peki? caresizligini ve yalnizligini nasil anlatacakti?… kendini annesinin yatagina atti. her gun annesinin basini koydugu yastigi kutsal bir emanete dokunur gibi oksuyordu. bu saatte yalnizca aglamak,icin icin yanip tutusmak;gozyaslari ile annesinin kokusunu birlestirmek ve ruhundaki olum lekesinden kurtulmak istiyordu….

aglamakla aglamamak arasinda olumle yasam arasinda caresiz ve kimsesizdi… ayaga kalkti,yatagi duzeltti. saskindi,inandigi tum degerleri yitirmis gibiydi. bir asagi bir yukari yuruyor, arada bir durup basini kaldiriyor:“ey allahim!…ey allahim!”diye soyleniyordu. beyni zonkluyor,yuregi bir kus gibi cirpiniyor,sozcukler bogazina diziliyordu. gozleri he deseler bosanacak bir sel gibiydi… yagmalanmis kentlerin suskun kizginligini tasiyordu. bilincini yitirene kadar kafasini duvara vurmak annesinin pesi sira olume yurumek istiyordu….

koltuga bos bir cuval gibi yigildi,yorulmustu artik. basini ellerinin arasina alip pencereye dikti gozlerini.. aglamak istiyor ama beceremiyordu. bir aglasa,silinecekti icindeki katran karasi,bu kahrolasi yilginlik yok olup gidecekti. sarsila yikila aglamak istiyor,bir dost omzu ariyordu. “neden?”dedi “neden tepeden tirnaga belaya yazilmis omrumuz?neden bunca uzun surdu bu zemheri?neden dinmiyor bu bicak sirti ruzgarlar?” duvarlar ustune ustune geliyordu. sanki gizli bir el yuregini sikiyor,ezdikce eziyordu…

“dusmeli ilk damlalar,gok yere inmeli,sagnak olmali yagmurlar…”dedi.

ani bir hareketle dogruldu,etrafina bakindi,ceketini kaptigi gibi disari firladi. sokaklar bombostu. lambalardan suzulen isiklar icini aydinlatmaya yetmiyordu. nereye ve nicin oldugunu bilmeden ayaklarinin pesine dusmus hizla gidiyordu. sigarasi agzindan hic eksik olmuyor,birini sondurmeden birini yakiyordu.

sokaga cikali ne kadar olmustu? ne kadar yurumustu? nereye gidiyordu? neyi ariyordu? kafasindaki sorular cogaliyor,sorular cogaldikca adimlari siklasiyordu. sanki sorularin surek avindaydi. neden sonra zink diye durdu. gecenin soguguna karsin kan ter icinde kalmisti. urkek bir bakis atti cevresine, ceketinin yakasini kaldirdi,ellerini gogsunde birlestirip agir agir yurumeye basladi. yollarin yalnizligi , icindeki firtinayi sakinlestirmisti biraz. en azindan ayaklarina hukmedebiliyordu. yuzune carpan soguk sanki bilincsizligine bir tokat gibi inivermisti. sicak bir seyler icmek istedi cani ve bir sabahci kahvesi aramaya koyuldu.

kahveden iceri girdiginde bogucu bir duman karsiladi onu… icerisi sicakti. masalarda insanlar oturuyor,kimisi basini koymus uyuyor,kimisi bos gozlerle calismakta olan televizyona bakiyordu. ocaktaki adama bir cay isareti yaptiktan sonra cam kenarinda bir masaya ilisiverdi. korku ve panik hakimdi duygularina… kendini yorgun hissediyor,icindeki yaslari akitamamanin sikintisini tasiyordu. kapana sikismis bir fare gibi hissediyordu kendini… cogul bir yalnizlikti yasadigi…. annesinin konusan yuregi susmustu artik… o yurek degil miydi,bir kervan misali her gecitte saldiriya ugrayan? o yurek degil miydi, bir bezirgan misali pazardan pazara dert tasiyan? o yurek degil miydi,yaralanan,yagmalanan ve talan edilen iklimler boyu? o yurek degil miydi,sozun hukmunu yitirdigi diyarlardan gelen ve firari yorgunluklar tasiyan icinde? tum bunlara ragmen o yurek degil miydi hep firat’in gulen yuzu olan? o yurek degil miydi,acilarini yuzune hic yansitmayan?

ne zaman bunalsa huzur bulmak icin kosardi annesine!… dertler ust uste mi geliyor onemli degildi;cunku annesi vardi!… sendeliyor muydu,hic korkmazdi;cunku annesi vardi!… ya simdi ne olacakti? kime tutunacak,kime yaslanacakti? annesi yabaninane tazeligiydi firat’in betonlarla cevrilmis omrumde… ve annesinin ardisira daglardaydi,yar kenari patikalar boyunca… nefes kesen,diz titreten yuksekliklerde,korkuyu yok eden annesinin kokusuydu…

annesinin kokusu dolduruyordu cigerlerini ve bu kokuyla unutuyordu yardan dusen sevincleri…. bir annesi geldi gozlerinin onune… annesinin simsicak sesini duydu:

-“anali oglak yarda oynar;anasiz oglak yerde oynar.”

“peki ana”dedi kendi kendine “peki ben simdi nerde oynayayim?”ocakcinin getirdigi caya iki seker atti,uzun uzun karistirdi ve ilk yudumu alirken gozlerinden de ilk damlayi birakiverdi masaya….

VN:F [1.9.22_1171]
Rating: 0.0/10 (0 oy cast)
..

Yorum yapın

  • Son Yorumlananlar

  • En çok yorumlananlar

  • Rastgele Hikayeler

  • Gelecek Hikayeler

    • Arşivden Hikaye Okuyun


    • (Hikayeler Hikaye Portalı | Hikayelerinizi Paylaşın En güzel, en sıcak hikayeler burada...)